Jeotermal Enerji

Yer kürenin içinde bulunan ve magmaya yakın olan bölgelerdeki sıcak sudan elde edilen enerji türü jeotermal enerji olarak adlandırılmıştır. Sıcak su kaynaklarından banyo yapmak amacıyla faydalanılsa da yerin altında bulunan sıcak buhar ilk kez 1904 yılında İtalya’nın Larderello bölgesinde kurulan bir jeotermal santralde enerji üretmek amacıyla kullanılmıştır. Ardından ise 1958 yılında Yeni Zelanda’da buna benzer girişimler başlatılmıştır. Jeotermal enerji ilk zamanlarda ısınma amacıyla kullanılmıştır ve 1970’lerde dünyada üretilen enerji miktarının %1’ini kapsamıştır. Ancak 1970’lerden sonra petrol fiyatlarında meydana gelen artışla beraber birçok ülke başka enerji kaynaklara yönelmiştir ve jeotermik santraller diğer kaynaklara göre daha ucuz olduğu için, üretimi daha kolay olduğu için ve çevre dostu olduğu için bu dönemde yoğun bir şekilde rağbet görmeye başlamıştır. Peki jeotermal enerji nedir? İşte sizlere jeotermal enerji hakkında merak ettiğiniz tüm soruların cevapları;

Jeotermal Enerji Nedir?

Jeotermal enerji yerkabuğunun içinde bulunan farklı derinliklerindeki ısının oluşturduğu ve sıcaklığı atmosferik sıcaklığın üzerinde olan, çevresinde bulunan normal yeraltı ve yerüstü sularına göre daha fazla erimiş mineraller, tuzlar ve gazlar içeren sıcak su ve buhardır. Kısacası jeotermal enerji yerkabuğunun içinde yer alan temiz ve sürdürebilir bir enerji kaynağıdır.

Jeotermal enerjinin oluşumu ve ısı kaynağı

Jeotermal enerji yerin derinliklerinden gelen, yenilenebilir enerji kaynakları arasında önemli bir yere sahip çevre dostu ve temiz bir enerjidir. Yeryüzüne yakın derinliklerde bulunan ısı magmanın hareketlenmesi ile birlikte taşınmaktadır. Tüm bu olaylar sonucunda ise anormal bölgelerde oluşan ısıdan dolayı yer altındaki sular hidrotermal kaynaklar şeklinde sıcak su ya da buhar olarak yeryüzüne ulaşır. Kısacası jeotermal enerji yerkürenin içinde meydana gelen içsel enerjinin bir oluşumudur.

Yeryüzüne ısı pompaları sayesinde çıkarılan jeotermal enerji santrallerde elektrik üretimi, binalar ve seralar için ısıtma ve serinletme işlemleri için kullanılmaktadır. Jeotermal ısı pompaları hava taşıma sisteminden ve ısı transferi sağlayan borulardan oluşmaktadır. Kış aylarında iç mekana jeotermal kaynaklı ısı aktaran pompa yaz aylarında ise iç mekandan topladığı ısıyı dışarı vererek iç ortamda serinletme işlemi sağlar ve ısıyı düşürür. Geliştirilmiş ısı pompaları sayesinde yaz aylarında iç mekanlarından toplanan ısı ile su ısıtma çözümleri de kullanılabilmektedir.

Jeotermal enerji kaynakları Türkiye’de daha çok Ege, İç Anadolu ve Batı Karadeniz bölgelerinde yaygın olarak bulunsa da diğer bölgelerde de rastlanmaktadır. Jeotermal enerji kaynakları çok çeşitli alanlarda kullanılırken bu kaynaklara sondajla açılan kuyulardan ya da yerkabuğunda meydana gelen doğal çatlaklardan ulaşılabilmektedir. Yeryüzüne çıkarılan bu enerjiden buhar olarak elektrik üretiminde ya da sıcak su şeklinde ısıtma sistemlerinde ısı transferleri yolu ile faydalanılmaktadır.

Jeotermal enerji kaynakları üç önemli bileşen taşımaktadır. Bu bileşenler ise şunlardır;

  • Isı kaynakları
  • Isıyı yerin altından yüzeye taşımaya yarayan akışkanlar
  • Suyun dolaşımının sağlanması için yeterli kayaç geçirgenliğidir.

Jeotermal bölgelerde sıcak kayaçlar ve yeraltı suyu sıcaklığı normal alanlara göre daha sığ bölgelerde bulunmaktadır. Bunun nedenleri ise;

  • Magmanın kabuğa doğru yükselmesi ile birlikte ısıyı taşıması
  • Kabuğun yükselmeye başladığı bölgelerde yüksek sıcaklık farkından dolayı oluşan ısı akışı
  • Yeraltında bulunan suyun birkaç kilometre derinlere inerek ısınması ve sonrasında yüzeye doğru yükselmesidir.

Jeotermal enerji kaynakları birçok alanda kullanılmaktadır. Türkiye’de MTA tarafından açıklanan jeotermal enerji kapasitesi 31.500MW’tır. Jeotermal enerji kaynakları ile faydalanılabilecek yatırımlar ise şunlardır;

  • Elektrik enerjisi üretimi
  • Merkezi ısıtma ve soğutma sistemleri, sera ısıtması ve serinletilmesi
  • Endüstriyel amaçlı kullanımlarda
  • Kimyasal madde ve minerallerin üretiminde (Karbondioksit, gübre, hidrojen ve kuru-buz gibi)
  • Kaplıcalarda ve termal turizm tesislerinde
  • Düşük sıcaklıkta ise kültür balıkçılığında
  • Mineralli içecek su olarak ya da maden sodası olarak da faydalanılmaktadır.

Türkiye’de Jeotermal Enerji

Türkiye jeotermal enerji kaynakları potansiyeli açısından dünyadaki en zengin ülkelerden biridir. Türkiye’de 1000’e yakın sıcak ve mineralli su kaynağı noktası bulunmaktadır. Ayrıca bilinen jeotermal alanların ise %95’lik bir kısmı ısıtmaya uygundur. Buna rağmen Türkiye’de jeotermal enerjiden elektrik üretimi oldukça düşük seviyede kalmıştır. Günümüze kadar Türkiye’de açılan jeotermal üretim kuyusu sayısı 420 iken, gradient kuyusu ise 300’dür. Türkiye’nin bu açıdan potansiyeli düşünüldüğünde üretim kuyularının azlığı dikkat çekmektedir. Türkiye’de elektrik üretimi için uygun olan 17 adet saha vardır ve bunların tamamı Batı Anadolu’da bulunmaktadır. Bu sahalarda gerçekleştirilen kurulu güç ise 91,7MW’tır. Eğer bu sahalardaki geliştirme çabaları tamamlanırsa kapasitenin 630MW’a çıkması beklenmektedir.

Türkiye’de kurulu güce sahip santraller arasında Denizli-Kızıldere 15MW ve 5MW, Aydın-Germencikte 47,4MW ve Salavatlı’da 7,4MW ile 9,5MW, Çanakkale’de ise 7,5MW sahalar bulunmaktadır. Türkiye’nin jeotermal enerji kaynaklarının genel olarak düşük ve orta entalpili olması nedeni ile şu alanlarda değerlendirme yapılmaktadır;

  • Isıtma sistemlerinde (konut, sera, termal tesisler ve şehir)
  • Termal turizm merkezlerinde
  • Elektrik üretiminde
  • Kimyasal madde üretiminde

Türkiye jeotermal enerji kaynaklarından doğru faydalanan ülkeler arasında dünyada beşinci sırada yer almaktadır. Ayrıca elektrik üretiminde faydalanmada ise son yıllarda büyük hızda artış yaşanmaktadır. Buna rağmen ülkemizin jeotermal enerjiden faydalanma seviyesi halen düşük bir konumdadır. Türkiye’de jeotermal enerji üretiminin yeteri kadar gelişmemesinin en önemli nedeni ise uzun yıllardan bu yana jeotermal enerjiye yeterli yatırımın ve teşviklerin uygulanmamasıdır. Ayrıca düşük entalpili sahaların yerleşim alanlarını ısıtmasında ve seracılık gibi bazı alanlarda kullanılması devlet politikalarından çok yerel yönetimler ve şahısların çabaları ile gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle de Türkiye var olan jeotermal enerji kaynaklarını yeteri kadar değerlendirememektedir.

Lisanssız Jeotermal Enerji Üretimi

Uygun Yerler

Türkiye’de jeotermal enerji üretimi için uygun yerler MTA tarafından 21 saha olarak belirtilmiştir. Bununla birlikte bu sahalarda yaklaşık olarak 750MW ön kapasitenin de bulunduğu açıklanmıştır. İTÜ ise elektrik enerjisi üretimin kapasitesinin maksimum olarak 1.500MW’a ulaşacağını belirtmiştir. Türkiye’deki hedef sahalar Denizli-Kızıldere, Aydın-Salavatlı, Aydın-Germencik,Çanakkale-Tuzla, Aydın-Hıdırbeyli ve Aydın-Bozköy’dür.

Lisanssız jeotermal enerji üretiminin bazı avantajları ve dezavantajları da bulunmaktadır.

Avantajları

  • Jeotermal enerji kaynakları yerli, temiz ve sürdürebilir kaynaklar arasında yer almaktadır.
  • Elektrik ve ısı enerjisi üretimi amacıyla entegre olarak kullanılabilmektedir.
  • 7/24 elektrik kesintisi sıkıntısı olmaksızın elektrik üretilebilmesi
  • İşletme maliyetlerinin ve giderlerin de düşük olması jeotermal enerjiden elektrik üretimi için avantajlar arasında yer alır.

Dezavantajları

  • Jeotermal enerji için gerekli olan yatırım maliyetlerinin başlangıçta yüksek olması en önemli dezavantajlarından biridir.
  • Ayrıca potansiyelinin belirli bölgelerde bulunması ile birlikte güneş ve rüzgar enerjisi gibi geniş sahalara sahip olmaması da diğer bir dezavantajdır.
  • Bununla birlikte çevresel risklerinin bulunması da önemli bir dezavantajdır.

Jeotermal enerji Türkiye açısından oldukça önemli ve dışa bağımlılığı da önemli derecede azaltan bir kaynaktır. Buna rağmen yeterli teşviklerin geliştirilmemesi bu kaynakların kullanımını önemli oranda kısıtlamaktadır. Yatırımcılar için teşviklerin geliştirilmemesi bu kaynakların kullanımını engelleyerek Türkiye’nin belki de elektrik üretiminde kendi kaynaklarını kullansa dışa bağımlılığını en az düzeye getirmesini önlemektedir. Belirli sahalarda gerçekleştirilen çalışmalar da yetersiz kalmaktadır.